Kadın Devrimi (3)

  • 09:01 26 Şubat 2025
  • Dosya
 
Ekonomik kriz: Yoksulların yoksulu
 
HABER MERKEZİ - Kapitalist modernitenin kadınlara yönelik geliştirdiği ekonomik sömürüyü “yoksulların yoksulu” ya da “yoksulluğun kadınlaştırılması” tespiti ile tanımlayan Kürt Kadın Hareketi bunu aşmak gerektiğinin altını çiziyor.
 
Günümüzde kapitalist modernitenin kadınlara yönelik geliştirdiği kadınları özgürlük bırakma politikalarına karşı kadınlar da mücadelelerini günden güne yükseltiyor. Özgürlük mücadelesinin de gerçekleşecek “Kadın devrimi”  ve yeni yaşamın inşası ile gelişeceğine ilişkin tartışmalar da yoğun bir şekilde yürütülüyor. 21’inci yüz yılda gerçekleşecek “Kadın devriminin” nasıl olacağına ilişkin Kürdistan Kadın Özgürlük Kadın Haraketi’nin kapitalist moderniteye yönelik değerlendirmeleri ve eleştirileri nelerin aşılması gerektiğini ortaya koyuyor.
 
Yazı dizimizin bu bölümünde kapitalist modernitenin ekonomik olarak kadına yönelik yoksulluk ve sömürüyü taşıdığı düzeyi ele alacağız
 
Yoksulların yoksulu
 
Temel ekonomik faaliyetlerin tekelleştirilmesi, fiyatlarla oynayarak, devasa işsizler ordusuyla finans kapital tekeli ekonomik krizi derinleştiriyor. Kapitalizmin gelişimine paralel biçimde sermayenin belirli yerlerde ve ellerde katlanarak büyümesine karşılık yoksulluk kitleselleşiyor, açlık ve işsizlik oranları artıyor. Dünyadaki en zengin 42 kişinin mal varlığı, dünya nüfusunun yüzde 50’sine tekabül eden 3,6 milyar insanla eşittir; en zengin 10 ülkenin geliri de en fakir 10 ülke gelirinin tam 77 katıdır. Yoksulluğun kadın yüzü ise 70’li yıllardan bu yana literatüre giren “yoksulların yoksulu kadın” ya da “yoksulluğun kadınlaşması” kavramları ile tanımlanıyor. Kadınlar dünyadaki toplam işgücünün 2/3’sini oluşturdukları, günlük çalışma süreleri bakımından erkeklerden yüzde 25 daha fazla çalıştıkları ve dünyadaki toplam gıdanın yarısını ürettikleri halde, gelirleri dünya gelirinin yalnızca yüzde 10’u kadardır. Dünyadaki yoksulların yüzde 70’ini kadınlar oluşturuyor. Dünyada 876 milyon insan okuma yazma bilmemekte ve bunun üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Kadınların yüksek gelir getiren işlerde çalışma imkanları ise daha azdır. Okul okumamış olmak ve aile, çocuk bakımı, toplumsal rollerin yarattığı kısıtlayıcılık kadar kadınların çalışması tercih edilen alanlar da bu şekilde. Tarım ve çiftçilikle geçinilen bölgelerde üretimin yüzde 60-80’nini kadınlar yapmasına rağmen tarım topraklarının yüzde 10’undan daha azı kadınlara ait. Türkiye’deki tarım sektöründe de benzer bir tablo yaşanıyor. Büyük bölümü kadın emeğine dayanan tarım sektöründe çalışan kadınların yüzde 90’ı güvencesiz ve sigortasız çalıştırılıyor. Kürdistan’dan gelip tarlalarda çalışan kadınların maruz kaldıkları ayrımcılık, şiddet, taciz olayları yine trafik kazaları sonucu traktör kasalarında yaşamlarını yitirmeleri ise kadın emeğinin sömürüsünün boyutlarını ortaya koyuyor.
 
Kadın emeği hedefte
 
Yeni tarzda sömürgecilik biçimlerinin hedefinde üçüncü dünya ülkeleri ve kadın emeği bulunuyor. Kadınların çalışma alanlarının büyük bölümünün gelir seviyesinin düşük olduğu, güvencesiz çalışıldığı ortaya çıkıyor. Asya ülkelerinde kadınların çalışma hayatına katılımı konusundaki göstergeler bu tabloyu görünür kılıyor. Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda son 10 yıldır sürekli gerileyen Çin’de kadınların iş gücüne katılım oranı yaklaşık yüzde 69 olmakla birlikte kıdemli ve yönetici pozisyonların yalnızca yüzde 17’sinde yer bulabiliyorlar. Teknik ve mesleki işçilerin yüzde 52’si kadınlardan oluşmasına rağmen özellikle vasıflı çalışan aranan iş ilanlarının çoğunda “sadece erkekler” ya da “tercihen erkekler” ibaresi kullanılıyor. 
 
Ağır şartlarda çalıştırılıyorlar
 
Esnek çalışma adı altında geleneksel rollerini sürdürmelerini garantileyecek tarzda işlerde istihdam ediliyor. Kadınların ekonomiye katılım biçimlerinin evdeki işlerin devamı olan hizmetçilik, temizlikçilik, el işi, dikiş atölyeleri, hasta ve çocuk bakımı, eğlence sektörü, ticaret alanında reklam ve pazarlama malzemesi olarak kullanılması emek sömürüsünün yeni biçimleridir. Konfeksiyon sektörü Bangladeş, Hindistan, Pakistan, Vietnam, Güney Kore, Mısır, Ürdün, Fas ve Türkiye’de her yıl milyonlarca dolar kar elde ederken büyük bölümünü kadınların oluşturduğu işçiler ise insanlık dışı koşullarda çalıştırılıyor. Uzun çalışma saatleri, sağlıksız ve temiz olmayan çalışma mekanları, taciz ve tecavüz oranlarının yüksekliği, sigortasız ve ucuza çalıştırma bu sektörde çalışmak zorunda kalan kadınların ruhsal ve fiziksel sağlığını olumsuz etkiliyor. Türkiye’de resmi rakamlara göre bu sektörde yaklaşık iki milyon kişi çalışmakta ve bunun yarısından fazlasını kadınlar oluşturuyor. Büyük oranda Kürdistan’dan göç edenlerin ve çoğunlukla da çok genç yaştaki kadınların istihdam edildiği bu alanlar asimilasyon ve yozlaşmada özel savaş alanı gibi değerlendiriliyor. Suriye’den gelen mülteci kadınlar ise daha kötü koşullarda ve daha az para ile çalışmak zorunda bırakılıyor. 
 
Eşit koşullar için 202 yıl gerekli
 
Kadınların gelir düzeyi ile erkeklerin gelir düzeyi arasındaki uçurumu ortaya koyan Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Endeksi Raporu’na göre kadın erkek arasında ekonomik alanda eşitliğin sağlanması için gereken süre 202 yıldır. Üstelik bu raporlar ve veriler çoğunlukla gerçekliğin sadece sınırlı bir kısmını ifade etmekte gerçek oranlar daha büyük uçurumlara işaret eder. Daha çok kadınların yer aldığı geçimlik, kullanıma dayalı ekonominin yerine pazara ve değişim değerine, finans sektörüne dayalı ekonomik sistemden en büyük zararı kadınlar görüyor.
 
Yarın: Kadın kırımı savaş bilançosu gibi