
2020'de direnenler: Şimdiki yargıçlar AKP hükümetinin ürünleri
- 09:01 25 Aralık 2020
- Hukuk
Nişmiye Güler
İSTANBUL - Bu yıl Anne Klein Kadın Ödülü'ne layık görülen feminist avukat ve kadın hakları savunucusu Canan Arın, 2020’de kadınların adliyelerdeki hak arayışını değerlendirdi. Canan, yargının hiçbir zaman kadının tarafında olmadığının altını çizerek, “Şimdiki yargıçlar AKP hükümetinin ürünleri. Onun için kadın itaat etmekle yükümlüdür. İtaat etmezse cezası ölümdür” dedi.
Türkiye’de halklar bir yılı daha geride bırakırken, kadınlar bu yılı da adliye koridorlarında, mahkeme salonlarında adalet talep ederek geçirdi. 18 yıllık AKP iktidarı döneminde kadınların mevcut kazanımlarına göz dikilerek birer birer ellerinden alınmaya çalışılsa da buna karşı güçlü bir kadın direnişi açığa çıktı. Yargı siyasi iktidardan talimat “almadığını” öne sürse de siyasi iktidarın ideolojisi çerçevesinde kararlar alması aslında her şeyi özetliyor.
Türkiye’nin ilk bağımsız kadın sığınma merkezi Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın kurucularından, kadın hakları aktivisti ve feminist avukat Canan Arın ile Türkiye’de son 18 yılda hukukta yaşananları, yargının verdiği kararları, 2020’de kadınların adalet arayışını ve Heinrich Böll Vakfı'nın 2021 Anne Klein Kadın Ödülü'ne layık görülmesini konuştuk.
“Ben tabi tek başıma böyle bir ödül almadım. Ben Türkiye’deki kadın hareketinden destek aldım. Onunla beslendim ve bu noktaya geldim. Onun için bu ödül sadece bana verilmiş bir ödül değil. Türkiye’deki kadın hareketine verilmiş bir ödül.”
*Kadın hakları savunucusu kimliğinizle 2021 Anne Klein Kadın Ödülü'nü aldınız. Yıllardır da bu alanda amasız fakatsız bir mücadeleniz var. Bu ödülün sizdeki karşılığı nedir?
Bu ödülün ilginç tarafı ödülün tahsis edildiği Anne Klein, Berlin’de benden çok daha genç, o da avukat, o da kadın haklarıyla ilgilenmiş, kadına yönelik erkek şiddetini sonlandırmak üzere Berlin’deki ilk kadın sığınağının kurulmasında öncü olmuş. Ben de Türkiye’deki ilk kadın sığınağının kurucularından biriyim, ben de kadın haklarıyla ilgiliyim, ben de avukatım, o parlamentoya girmiş, aramızda bir fark var o para kazandı ben para kazanamadım. Çünkü Almanya ve Türkiye arasındaki fark bu. Çünkü kadınların hiçbir zaman parası olmaz. Her türlü şiddetin yanında ekonomik şiddete de maruz kaldıkları için para erkeklerdedir, kadının parası yoktur. Dolayısıyla onların hak araması için destek olmak gerekir. Benim yolum da böyle bir yoldu.
Ben tabi tek başıma böyle bir ödül almadım. Türkiye’deki kadın hareketinden destek aldım. Onunla beslendim ve bu noktaya geldim. Onun için bu ödül sadece bana verilmiş bir ödül değil. Türkiye’deki kadın hareketine verilmiş bir ödül. Teşvik etmesi, direnme gücü vermesi bakımından iyi. Çünkü biliyorsunuz şu an Türkiye’deki kadınların durumu neredeyse korkunç. Eskiden biz haklarımızı genişletmek için savaşırdık, şimdi mevcudu korumak için savaşıyoruz. Artık açıkça şeriat gelsin diyorlar. Kadının hiçbir önemi olmadığı, önemli olan aile dedikleri için.
Eskiden kadınlardan sorumlu bir bakanlığımız vardı. Böyle bir bakanlık kurulsun diye kadınlar çok büyük bir savaş vermişlerdi. O bakanlığı lağvettiler yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı kurdular. Dolayısıyla bu hükümet için kadının birey ve insan olarak hiçbir önemi yok. Önemli olan ailenin bir parçası olmak. Bakan söylemiş ataerkil bir düzenimiz varmış dolayısıyla kadın kol kırılır yen içinde kalır diyecek, her türlü şiddete maruz kalacak. Bu hükümetin istediği kadının kuluçka makinesi gibi kullanılması, hiç sesini çıkarmaması, eve tıkılması, sokağa çıkmaması, gülmemesi, kısa etek giymemesi yani yok olması silinmesi, sadece erkeğin emrine tahsis edilmiş bir şişme bebek muamelesi görmesi. Dolayısıyla Türkiye’deki en iyi muhalefeti kadınlar yapıyor farkındaysanız. Her şeye rağmen. Dayak yiyorlar, üzerlerine gaz bombaları atılıyor, polis sizi koruyacağım diye çok feci şiddet uyguluyor, Cumartesi Anneleri’nin haline baksanıza. Türkiye çok ciddi bir polis devleti oldu. Buna rağmen kadınların direncini kıramadılar. Bütün istekleri o direnci kırmak. Bu yüzden bu ödül o direncin pekişmesine yardımcı olacak yani sadece benim açımdan değil Türkiye’deki tüm kadınlar için bu ödül önemli diye düşünüyorum.
*Kadınlar bu sene de hem şiddetin hedefi oldu hem de buna karşı mücadele etti. Bu mücadele yargıda da sürdü. Kadınlar adliyelerde neler yaşadı?
Aslında sadece bu sene değil AKP hükümetinin iş başına gelmesinden itibaren kadın haklarında ciddi bir gerileme oluyor. Bunu fiilen yapıyorlar yani defacto kanunları. Kanunun olduğu yerlerde duruyor. Ama o kanunu hükümetin istediği şekilde yorumlayan yargıçlar oturduğu için mahkemelerde öyle uyguluyorlar. Veya kanunları değiştiriyorlar. Torba kanun çıkartıyorlar ki kanun tekniğine tamamen aykırı bir iş bu. Onunla kanunları değiştiriyorlar. Böylece kadın hakları her gün biraz daha tırtıklanıyor. Buna nasıl başladılar? Önce Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonunu değiştirdiler. Kendi istedikleri şekilde karar verecek kişileri oraya getirdiler. Ki bu çok önemli. Arkasından eski Türk Ceza Kanunu’nda da yeni Türk Ceza Kanunu’nda da resmi nikah olmadan dini nikah kıymak suçtu. Hem kıydıran açısından hem de kıyan açısından. Onu suç olmaktan çıkardılar. Bu çok önemli bir gelişmeydi. Dolayısıyla kız çocuklarının erken yaşta “evlilik” adı altında cinsel istismara uğramalarının yolunu açtılar. Arkasından 12 yıllık zorunlu eğitimi 4+4+4 diye böldüler. İlk dört yıldan sonra kız çocuklarının okula gitmesi geriledi, okuldan alındılar. Kız çocukları tekrar erkenden birilerine pazarlanmaya başlandı. Ondan sonra imamlara nikah kıyma yetkisi verdiler. Bunun da ipe sapa gelir tarafı yok. Böylece sürekli olarak kadınlar aleyhine bir şeyler yapıyorlar. Arkasından kadınlara resmi olarak ekonomik şiddet uygulamak üzere nafaka ile uğraşmaya başladılar.
Kadın hareketlerine çok dikkat ediyorlar. Biz nasıl örgütlenmişsek bizim örgütlenme biçimimizi alıyorlar. Şimdi İngilizce tabiriyle yurtdışında hükümet desteğindeki hükümet dışı kuruluş GONGO deniyor onlara. Öyle kuruluşlar kurmaya başladılar. “Nafaka Mağduru Babalar” diye bir şey çıkardılar ortaya . Tamamen gerçeğe aykırı, bütün kadınları, hukukçuları, kadın hukukçuları salak yerine koyacak iddialarda bulundular. Ama onların iddialarıyla ona göre kanun çıkarmaya çalışıyorlar.
“Türkiye bir kadın mezbahasına döndü farkındaysanız. Sürekli olarak öldürülüyorlar. Öldürüldükleri zaman da ya intihar süsü veriliyor bunlara. Eğer kadınların aracılığıyla yürütülen bir medya baskısı olmasa adamların hemen hemen çoğu beraat edecekler.”
Daha da ileri gittiler İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeye kalktılar ki bu korkunç bir olay. Peki, İstanbul Sözleşmesi nerelerine batıyor, niye rahatsız ediyor bunları? Çünkü İstanbul Sözleşmesi diyor ki; “Kadına yönelik şiddeti önle, kadına yönelik şiddetten kadını koru, eğer böyle bir şiddet söz konusu olmuşsa cezalandır ve kadına yönelik şiddeti engelleyecek politikalar geliştir.” Peki, bunun neresi rahatsız ediyor? Türkiye bir kadın mezbahasına döndü farkındaysanız. Sürekli olarak öldürülüyorlar. Öldürüldükleri zaman da ya intihar süsü veriliyor bunlara. Eğer kadınların aracılığıyla yürütülen bir medya baskısı olmasa adamların hemen hemen çoğu beraat edecekler. Eğer cinayetin işlenmesine sebep olan AKP üyelerinden bir tanesiyle iş tamamen ört bas ediliyor. Azerbaycanlı Nadira Kadirova olayına intihar dediler. Kız buraya okumaya gelmiş niye intihar etsin? Tabii ki cinsel tacize maruz kalmıştı ve kızı susturmak için öldürdüler. Ama üstü kapatıldı davanın.
Şimdi Türkiye’de maalesef hukuk diye bir kavram kalmadığı için ve kanunlara uygun kararlar verilemediği için emirlere göre kararlar verildiği için kadınların hak arama özgürlüğü neredeyse hiç kalmadı. Onun için sadece son yılın uygulaması değil yıllardır bu noktaya gelinip daha da ileriye gitmek üzere hukuk erkek egemen düzeni korumak üzere kullanılmakta, ağzını açan herkes aleyhine davalar açılmakta, doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar.
Adliyelerde kimi zaman çok güzel kararlar çıkıyor. Benim baktığım bir davada kendi öz yeğenine tecavüz eden adam 30 yıl ceza aldı. Gerçekten aklı başında yargıçlar var bunların haklarını yememek gerekiyor. Ama onun dışında tamamen kadınları yok sayan, erkekleri koruyan, bir erkek adaleti de söz konusu. Yine yeni bir haber düştü. Kendi çocuğunu istismar eden babaya çocuğun velayeti verildi. Anne doktor. “Yok kadının aklı başında değil” diye deli raporu almaya kalktılar. Her türlü rezillik yapıldı. Ve buna rağmen çocuğun da itirazına, alınan bütün raporlara rağmen çocuğun velayeti babaya verildi. Benim tüylerim diken diken oluyor. Sadece hukukçu olarak değil bir insan olarak, bir kadın olarak çocuğunu istismar eden babaya o çocuk velayeti nasıl verilir? Bunu yapan yargıç nasıl dolaşıyor, geceleri nasıl uyuyor bilemiyorum.
Bu yüzden son yıllarda yaşanan durumlar değil. Sistematik olarak buralara gelindi. Biliyorsunuz AKP’nin iktidarı almasından sonra kadına yönelik erkek şiddeti yüzde bin 400 artmıştı. Adalet Bakanlığı’nın istatistiklerinde vardı ve web sitesinde vardı. Fakat kadınlar bunu kullanmaya başlayınca web sitesinden bunu kaldırdılar. İstanbul Sözleşmesi diyor ki kadına yönelik erkek şiddeti noktasında veri toplayın, veri tabanı oluşturun Ama Adalet Bakanlığı bunu sistematik olarak yapmıyor. Dolayısıyla biz kadına yönelik erkek şiddetin ne kadarının ekonomik, cinsel, sözel, psikolojik, ısrarlı takip, mobbing, fiziksel vb. bunların hiçbir tanesini bilmiyoruz. Ayrıca ne kadarı çoklu şiddettir. Türkiye’de özellikle evliliklerde kadına çoklu şiddet uygulanmakta. Evlilik denen yani ataerkinin anladığı evlilik müessesesi kadını tamamen köle olarak kabul eden ve çoklu şiddet uygulayan bir müessese.
Benim dönemimde boşanmak isteyen kadın boşanırdı. Şimdi ise “vay efendim sen nasıl boşanırsın” deniliyor. Ve bu yüzden de öldürülüyor. Kadın erkeği reddediyor, erkek eline silahı alıp bütün aileyi katlediyor. “Sen malsın bana hayır diyemezsin, ne dersem o olur” zihniyetini bu hükümet yaygınlaştırıyor. Bunu yaparken de hem bütün kurumları kullanıyor yani hukuku ve dini kullanıyor. Bu millet dininin ne olduğunu bilmediği için Arapça yani ne okuduğunu anlamıyor o yüzden çok ciddi, çok ulvi bir şeyler okunuyormuş gibi kendinden geçip dinliyor. Oysa Kureyş savaşı anlatılıyor örneğin.
İslam adına konuşan Cübbeli Ahmet Hoca, “İslam’da çocuk cinsel ilişki normaldir, buna bademleme denir” dedi. Hiç utanmadan söyledi bunu. Buna feminist ve ataistlerin karşı çıktığını söyledi. İslam dinini çocuk pornografisine indirdiler, sadece cinsel ilişkiye indirgediler, çocuklarla beraber olmaya indirgediler vb. daha başka da sebepleri var tabi. Dini de kullanıyorlar. Söylemek istediğim hukuktaki uygulamalar tek başına hukukun uygulamaları değil hükümetin izin verdiği, destek olduğu, yeşil ışık yaktığı kadına yönelik erkek şiddetini destekleyen uygulamalar aynı zamanda din kurumundan da çok büyük destek almaktadır.
“Avukatlık her ne olursa olsun kendi müvekkilini bütün rezilliğine rağmen savunmak değildir.”
*Kadına yönelik şiddet mi yargılandı kadın mı?
Uluslararası kurallarda da söz konusu. Bundan çok uzun yıllar önce yani 80’li yıllardan bahsediyorum İngiltere’de, Fransa’da, Amerika’da, Almanya’da da “kadının geçmişi sizi ilgilendirmez, önünüzdeki mevcut davaya bakacaksınız, kadın seks sektöründe çalışıyordu, kısa giymişti, uzun giymişti, içki içmişti bunlarla ilgilenemezsiniz. Bununla meşrulaştıramazsınız mevcut cinayeti” diyor. Biz o yılların değer yargılarını uygulamaya çalışıyoruz hukukumuzda. Bunu yapan avukatlar da utanmalılar, çünkü avukatlık bu değil. Avukatlık her ne olursa olsun kendi müvekkilini bütün rezilliğine rağmen savunmak değildir. Yıllar önce İngiltere’de bir mahkemeye gittim ve bir duruşma dinledim. Yargıç “falanca günde falanca saatte durulmaması gereken yerde durmuşsun suçlu musun suçsuz musun” diye sordu. “Suçluyum” dedi adam yargıç “peki” dedi, cezasını kesti gönderdi. Bir adam daha geldi. Ona da “şu caddede durmuşsun” dedi. Adam da “Durdum. Ama karım hamileydi doğum yapıyordu onun için yaptım” dedi. “O zaman tamam suçsuzsun git” denildi. Yaptıkları işin arkasında durma bu, dürüstlük meselesidir. Yaptığın şeyin arkasında durup cezasını çekeceksin.
İlkokuldan itibaren çocuklara toplumsal cinsiyet eşitliğini okutmak gerekiyor. Bunu içlerine sindirmelerini sağlamak gerekiyor. Hukuk fakültelerini bunu özel olarak işlemek gerekiyor. İnsanların nasıl yargılanması gerektiği, uluslararası kurallar çerçevesinde nasıl yargılanmaları gerektiğini öğretmek gerekiyor öğrencilere. Yoksa milattan önceki en vahşi kuralları benimsemiş o değer yargılarıyla, gelip üç tane kanunu okumuş fakülte adı altında nereyi bitirmişse beş tane fotokopiyle oraya yargıç diye oturtulduğu zaman onun fikrini değiştiremezsin.
Eskiden namus adı altında işlenen cinayetlerde çok daha fazla erkek lehine kararlar çıkardı ve “haksız tahrik” denirdi. Cinayeti de ailenin en küçük erkek çocuğuna işletirlerdi. Çocuk erken yaşta “cani” olmuştur ama “namus” kurtarılmış diye cezaevinde karşılanır, daha az ceza alır. Biz üç yaşımıza kadar değer yargılarını, içinde yetiştiğimiz toplumun değer yargılarından alıyoruz. Ondan sonra neyi okursak okuyalım, nereyi bitirirsek bitirelim o değer yargılarıyla hareket ediyoruz. O nedenle sözde namus adı altında işlenen cinayetler yargıç olarak orda oturan “Kadın itaat etmemişse cezası ölümdür, hak ediyor” diyor. Aslında içindeki duygu bu ve buna göre de kanun yorumu yapıyor.
Çocuğu eğer doğru dürüst okutursanız, değer yargılarını öğretirseniz cinayet işlemeye hakkı olmadığını da öğretmiş olursunuz. Şimdiki yargıçlar da AKP hükümetinin ürünleri. Onun için kadın itaat etmekle yükümlüdür. İtaat etmezse cezası ölümdür. Ve yok kısa giydi, kahkaha attı diye istediği şekilde cinayet işleme yetkisi veriyor erkeklere bu hükümet. Eğer kadınlar çok direnirlerse, sosyal medyada gerçek bir hukuki savaş verilirse o zaman verdikleri karardan geri basıp hukuka uygun karar verebiliyorlar.
“Bugün bir anket yapalım kaç kişi polise güveniyor. Polis ortaya çıktığı zaman sizi koruyacağım diyor ama senden beni kim koruyacak. Benim asıl senden korunmam gerekiyor.”
*Eril yargının verdiği kararlara da değinmek istiyoruz.2020’de yine kadın mücadelesi kimi davalarda sonuç vermiş olsa da “iyi hal” indirimleri, cezasızlık defalarca kez uygulandı. Burada kamu görevlilerine dönük cezasızlığı da gördük. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Ben onlar adına utanıyorum, yerlerin dibine giriyorum. Suçu işleyen bir ordu, emniyet mensubu ise resmi görevi olan birisi ise o kurum hangisi ise o suçu işleyen üzerine gidip de onu kendi içlerinde cezalandırdıkları taktirde o kurumun saygınlığı artar. Suçu işleyen yargıçsa mesela bu velayetin verildiği çocuğu istismar eden kişi. Ama diğer yargıçlar onun aleyhine bir karar veremedi. Ne zaman sen, ben, bizim olandan çıkıp da gerçekten hukuka uygun kararlar verirsek o zaman Türkiye saygınlık kazanacak. Eğer suçu işleyen bir polis ise emniyet teşkilatı onu özel olarak saklar, oradan oraya tayin eder, bir türlü ona tebligat yapılamaz. Bunun yerine emniyet alıp onu cezalandırsa herkesin polise güveni artacak. Bugün bir anket yapalım kaç kişi polise güveniyor. Polis ortaya çıktığı zaman “Sizi koruyacağım” diyor ama senden beni kim koruyacak. Benim asıl senden korunmam gerekiyor. Çünkü şiddeti uygulayan sensin, her türlü rezilliği yapma hakkını kendinde bulan sensin dolayısıyla asıl benim senden korunmam gerekir. Ki bu çok acı.
Her meslekte çürük elma vardır. Onu kendi içlerinden çıkarıp cezalandırmadıkları sürece maalesef düzelecek hiçbir şey yoktur.
*Kadın mücadelesinin kazanımları da oldu yargıda. Kadınlar eril yargıdan gerçek adalet talep ederken nasıl mücadele etti?
O kadar çok kadını öldürdüler ki ne yazık ki isim isim hatırlayamıyorum. Ama davalardan bir tanesinde ertesi gün karar verilecekti. Biz online toplantı yaptık. İzmir, Ankara, İstanbul hep beraber Taksim Meydanı’ndaydık. Dev ekranlar kuruldu ve olayın hukuki boyutu yüksek sesle anlatıldı. Ertesi gün karar olması gerektiği gibi çıktı. Bu karar vericilerin yüz karasıdır. Çünkü o kadınların o emeği olmadan karar zaten öyle çıkmalıydı. Bu yüzden kadınların direnmesi evet çok önemli. Ne yazık ki o dirençle hukuka uygun kararlar çıkıyor. Hatta bazılarında adamı bırakıyorlar. Sonra kadınların isyanı, hukukun nasıl uygulanması gerektiği konusundaki açıklamaları yani sosyal medyadaki baskıyla düzelebiliyor. Halen bir parça utanma duyguları var ve bunu düzeltiyorlar. Yarın öbür gün o da kalktığında ne olacak bilemiyorum.
“Yargı kadınların yanında olmaz, olamaz. Bakanın da açıklaması var, ‘Ataerkil bir toplumuz’ diyor. Patriarkal yani ataerkilin egemen olduğu bir toplumda önemli olan erkeğin korunmasıdır.”
*Bu yıl kaybedilenler ve failleri kazananlar da var tabi ki de. Gülistan Doku, İpek Er gibi. Yargı neden failleri korumayı seçti?
Yargı kadınların yanında olmaz, olamaz. Bakanın da açıklaması var, “Ataerkil bir toplumuz” diyor. Patriarkal yani ataerkilin egemen olduğu bir toplumda önemli olan erkeğin korunmasıdır. Biraz önce de dediğim gibi Türkiye’de kadın hareketi gerçekten en iyi muhalefeti yapan hareket. Onun için de erkekler iktidarlarının sarsıldığının farkına vardılar. Bundan ödleri patlıyor. O iktidar sarsılmasın diye hem hukuk kurumları kullanılıyor hem din kullanılıyor. Akla gelecek her şey kullanılıyor. O iktidar sarsılmasın diye hukuka aykırı karar vermekte de herhangi bir beis görmüyorlar.
*2020’yi geride bırakırken 2021'de kadınların adalet mücadelesi nasıl devam edecek? Mesajınız nedir?
Kadın mücadelesi, kadınların bir arada olmaları, direnmeleri, birbirlerini desteklemeleri ve dayanışmalarıyla yürüyecektir. Bugünden yarına kadınların haklarının verileceğini zannetmiyorum. Hele ki bu hükümetle bu hiç yapılmayacak. Baskıyı gittikçe artıracaklar. Çünkü ciddi bir faşizm var Türkiye’de. İktidarı kaybetmemek amacıyla her türlü baskıyı yapacaklar. Bu baskıya karşı en ciddi muhalefeti yapanlar kadınlar. “Onun için kadınların başını ezmek gerekiyor. Erken yaşta evlendirmek gerekiyor.” AKP’li milletvekili çıkıp bunu savundu. Bir çocuk nasıl çocuk doğurur. Bedeninde yarattığı hasar korkunçtur. Ama ne kadar küçük olursa o kadar itaate zorlanabilir, o kadar itaat eder, o kadar daha iyi sömürülür. Çocuğun okuma hakkı elinden alınıyor, çocuk olma hakkı elinden alınıyor. Çocuk doğurtuluyor, bedeni, sağlık sistemi bozuluyor. Erken yaşta “evlilikte” çocuk istismarını destekliyorlar. Kanunları da bunun için değiştiriyorlar. Bir de utanmadan erken evlilikleri savunuyor, aileler yıkılıyormuş edebiyatını yapıyorlar. Sizler bunu yapacağınıza çocuk nasıl doğrulmaz, nasıl korunulur gebelikten kadın, bunları öğret, ondan sonra da ona evlilik demekten vazgeç.
Bu yüzden 2021 yılında kadınları çok parlak bir geleceğin beklediğini bu hükümetle beklemiyorum. Bir de ayrıca 18 yıldır daha hiçbir hükümet değişmedi, demokrasi nedir, parlamenter sistem nedir? Bunlardan bihaber bir kuşak yetişti. Laik okulları imam hatibe çevirdiler. Parası olmayanlar doğru dürüst okullara gidemediler, felsefe okumaktan vazgeçtiler, sosyoloji okumadılar, dinler tarihini okumadılar. Hiç bilmedikleri bir dini erkekler ne söylüyorsa o şekil yorumluyorlar. Bununla da kadın üzerinde baskı kuruyorlar. Erkek olmak sıfatıyla kadından üstündür diye akıl dışı mantıklar yürütüyorlar. Bu yüzden de toplumsal cinsiyet eşitliğini karşılar.
Dolayısıyla 2021 yılında kadınların çok daha fazla bir araya gelmeleri, çok daha fazla dayanışmaları ve çok daha fazla direnmeleri gerekiyor.
Yarın: Çıkışı sistemin yeni normalinde değil yeni toplumsallıkta yakalayabiliriz