‘Beraat kararı usule ve yasaya aykırı’

  • 17:57 10 Kasım 2020
  • Hukuk
DİYARBAKIR - 14 PKK’linin kimyasal silah ile katledilmesinin ardından 28 Mart 2006’da başlayarak bölgeye yayılan eylemlerde Enes Ata ve Mahsun Mızrak’ı katleden polisler hakkındaki beraat kararını istinaf mahkemesi onayladı. İHD Diyarbakır Şubesi kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek 2 Ekim’de temyiz ettiklerini belirtti.
 
Diyarbakır’da, Muş'un Şenyayla kırsalında kimyasal silahla katledilen 14 PKK'liden 4'ünün cenazesinin defnedilmesinin ardından 28 Mart 2006'da başlayan ve "28 Mart Olayları" olarak bilinen eylemlerde 14 kişi katledilmiş, yüzlerce kişi ise yaralanmıştı. Bölge kentlerine yayılan ve bir hafta boyunca süren eylemlerde Diyarbakır'da Mehmed Akbulut (18), Halil Söğüt (78), Tarık Ataykaya (23), Mehmet Işıkçı (19), Mustafa Eryılmaz (26), Emrah Fidan (17), Abdullah Duran (9), Enes Ata (6), Mahsum Mızrak (17), İsmail Erkek (8), İlyas Aktaş (24), Mardin'de Ahmet Araç (27), Sıddık Önder (22), Batman'da ise Fatih Tekin (3) yaşamını yitirmişti.
 
Delil yetersizliğinden beraat
 
Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12 yıl boyunca süren Mahsun ve Enes’in davasının 26 Nisan 2018 tarihli duruşmasında  “Olası kastla öldürme” suçundan yargılanan sanık polisler Hayrettin A., Bilal Ö. ve Nuri Ö. delil yetersizliği iddiasıyla beraat ettirilmişti. 
 
İstinaf beraatı onadı
 
Dosyayı takip eden İHD Diyarbakır Şube Başkanı Abdullah Zeytun, paylaşımında İstinaf Mahkemesi’nin beraat kararını onadığını, kararı temyiz ettiklerini belirtti. 
 
Abdullah Zeytun, Yargıtay Ceza Dairesi’nin usul ve yasaya aykırı Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi ve Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesi kararının bozulmasını talep etti. 
 
Abdullah Zeytun kararın bozulmasına dönük şu maddelere yer verdi:
 
“*Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.10.2019 tarih, 2019/113 esas ve 2019/524 karar sayılı ilamı ile müvekkilin oğlu Enes Ata’nın ölümüne sebebiyet veren sanıklar hakkında beraat kararı verilmiş. Bu karar Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2’inci Ceza Dairesinin 15.10.2020 tarih, 2019/2650 esas ve 2020/723 karar sayılı kararıyla onanmıştır. Yerel mahkeme kararı ve Bölge Adliye Mahkemesi onama kararı haksız ve hukuka aykırıdır. Şöyle ki;
 
*Maktul Enes Ata’nın 30.03.2006 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağına göre kişinin ölümünün ateşli silah mermisi (Gaz Fişeği) yaralanmasına bağlı beyin harabiyeti ve kanaması sonucu meydana geldiği belirtilmiştir.
 
*Toplumsal olaylarda hayatını kaybeden Enes Ata hakkındaki soruşturma dosyası, ilk anda örgütlü suç kapsamında değerlendirilerek Diyarbakır CMK 2520. Maddeyle yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmüş ve Başsavcılığın 2006/8945 soruşturma numarasına kaydı yapılmıştır.
 
*Enes Ata’nın kafasından çıkartılan mühimmat Diyarbakır CMK 250. Maddeyle yetkili Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/8945 hazırlık sayılı soruşturma dosyası kapsamında emanet kaydına alınmıştır.
 
*Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazarak Enes’in kafasından çıkartılan bir kısmı metal, bir kısmı mavi renkte gaz fişeğinin hangi birim tarafından ve birimin hangi görevlisi tarafından ve ne amaçla kullanıldığının tespitini istemiştir.
 
*Diyarbakır Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü 21.06.2006 tarih ve B.05.1.EGM.4.21.00.14.09/6148-714 sayılı yazısıyla, bahse konu tarihlerde Diyarbakır’da meydana gelen olaylara ilişkin açıklamalarda bulunarak katılanların oğlunun kafatasından çıkarılan mühimmatın Diyarbakır Özel Harekat Şube müdürlüğü kuvvesinde kayıtlı olduğunu ve aynı şubede görevli 166869 sicil sayılı polis memuru Hayrettin A, 171273 sicil sayılı polis memuru Bilal Ö., ve 217101 sicil sayılı polis memuru Nuri Ö’nün üzerine zimmetli olduğunu bildirmiştir.
 
*Şüpheliler hakkında 4483 Sayılı Kanun uyarınca Diyarbakır Valiliği’nde soruşturma izni verilip verilmeyeceği hususunda karar verilmesi talep edilmiştir. Diyarbakır Valiliğinin ise soruşturma izni vermemesi üzerine yapılan itiraz sonucu Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığınca itiraz kabul edilerek, Diyarbakır Valiliğinin kararı kaldırılarak soruşturma izni verilmiştir. Soruşturma izninin verilmesinden sonra, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 22.11.2013 tarih, 2006/895 soruşturma no, 2013/11296 esas ve2013/1072 iddianame nolu iddianamesiyle sanık polis memurları hakkında olası kast sonucu ölüme neden olma suçundan kamu davası açılmıştır. Mahkeme, dosyanın şüphelilerin aynı eylemleri neticesinde yaşamını yitiren Mahsum Mızrak’ın Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/502 esas numarası ile devam eden dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.
 
*Katılanlar vekilleri sözlü olarak tevsii tahkikat taleplerini mahkemeye sunmuşlardır. Katılanlar vekilleri tarafından dosyada yapılan kapsamlı incelemeler sonucunda;
 
*Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinin istemi üzerine Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğünce gönderilen iki klasörlük evrak içerisinde pek de dikkat çekmeyen bir yazıya vurgu yapılmıştır. Bu yazı Emniyet Genel Müdürlüğünce Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan 26.02.2010 tarih ve B.05.1.EGM.0.30.06.02/2119-42288 sayılı yazısı ve içerisinde ‘Maktülün kafatasından çıkartılan ve fişeğin üzerinde yazan harf ve rakam gruplarının fişeğe ait bir seri numarasını değil, fişeğin çap, ebat ve kafile numarasını işaret etmektedir’ ifadeleri karşısında nasıl bu üç polis memurunun isimlerinin bildirildiğinin anlaşılması için üç polis memurunun amirlerinin isimleri tespit edilerek dinlenmeleri istenmiş,
 
*Üç polis memurunun tek bir silahı vardı ve olaylara çeşitli illerden gelen polis memurlarının müdahale ettiği, bu nedenle silahı herhangi birinin kullanmış olabileceği tezini çürüterek her bir memura farklı bir silah verilmiş olduğunu, bu silahların seri numaralarını bildirerek bu silahların celp edilerek emanete alınmasını,
 
*Dosya içerisinde emniyet birimlerince ve adli tıp kurumunda gelen raporlarda silaha dair veri olmadığı, bu nedenle öldürücü niteliğinin bilinmediği tezlerine karşılık internette arama motorlarında yapılan araştırmalar sonucu elde edilen veriler mahkemeye sunulmuştur.
 
*Katılanların oğlu Enes Ata’nın ölümüne neden olan fişeğin adli emanette kaybolduğu belirlenmiştir. Enes’in üzerindeki kanlı tişörtün herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığı halde polisler tarafından imha edildiği ortaya çıktı. Ayrıca 2015 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünce mahkemeye gönderilen bir yazıyla, olay gününe ait polislerin yaptığı bütün telsiz konuşma kayıtlarının imha edildiği saptanmıştır. Dolayısı ile kim tarafından ve hangi silah ile öldürülmüş olabileceği tespit imkanına sahipken emniyetteki kapsülün kaybolması ile bu imkansız hale gelmiştir. Soruşturma aşamasında, yargılamanın sağlıklı bir şekilde ilerlemesini imkansız hale getiren bu gelişmeler ile, soruşturma ve kovuşturmanın selameti tehlikeye düşmüş, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin Adil Yargılanmaya İlişkin 6 maddesi ile etkili bir yola başvuru hakkına ilişkin 13. Maddeleri ihlal edilmiştir.
 
*Hukuk devletinde yargı mekanizması ile idari mekanizma tüm hak ihlallerinin faillerini bulmak, tespit edilen failleri yakalamak, adaleti tesis etmeye dönük etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütmek mecburiyetindedir. Oysa maktülün ölümüne ilişkin olayın adli merciilerce öğrenildiği andan itibaren etkin bir soruşturma ve kovuşturma işlemi yürütülmemiş, yargılamanın akıbetini belirleyecek deliller toplanıp adil bir biçimde değerlendirilmemiş, olayın faili oldukları sabit olan sanıklar hakkında hukuka ve temel insan hakları kurallarına aykırı bir biçimde işledikleri; Anayasaya, ilgili kanun maddelerine, Avrupa İnsan Hakları sözleşmesine göre açıkça suç kabul edilen eylemlerinden dolayı ceza verilmemiş ve sanıklar hakkında beraat kararı tayin edilmiştir. Yapılan yargılama ve neticesinde ilk derece mahkemesince verilen, istinaf merciince de onaylanan kararla Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının tüm maddeleri ile Temel Hak ve Hürriyetlere ve bu hürriyetlerin sınırlanmasına ilişkin 12 ve 13. Maddeler; Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye kullanılmaması ve Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılmasının Durdurulmasına ilişkin 14 ve 15inci maddeler; Kişi Dokunulmazlığı, Maddi ve Manevi varlığına ilişkin 17. Madde; Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Özel Hayatın Gizliliği ve Korunmasına ilişkin 19. Madde; Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunmasına ilişkin 40. Maddeler ayrı ayrı ihlal edilmiştir.
 
Bunun yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ilgili tüm maddeleri ve Yaşam Hakkının korunmasına ilişkin 2. Madde ile Adil Yargılanmaya İlişkin 6 madde, Etkili Bir Yola Başvuru Hakkına ilişkin 13. Madde, Ayrımcılık Yasağına İlişkin 14. Madde, Hakların Kötüye Kullanılmasına İlişkin 17. Madde ayrı ayrı ve birlikte ihlal edilmiş durumdadır.
 
*İlk derece mahkemesinin 10.10.2019 tarihli hukuka aykırı kararına karşı, süresi içerisinde yapmış olduğumuz istinaf başvurusu; herhangi bir hukuki gerekçe gösterilmeden, tamamen matbu bir kararla reddedilmiştir. Bölge adliye Mahkemesinin, istinaf dilekçemizde öne sürdüğümüz beyan ve taleplerimizi dikkate alıp vereceği kararda gerekçelerle birlikte hüküm tayin etmesi beklenmektedir. Fakat İstinaf mercii tek bir cümle ile “…istinaf başvurularının esastan reddine…” diyerek kararının gerekçesini açıklamaktan açıkça imtina etmiştir.Yaşam hakkı başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile Türkiye’nin taraf olduğu AİHS’nin yukarıda da belirttiğimiz birçok maddesi açıkça ihlal edilmesine rağmen, etkin bir soruşturma yürütülmediği gibi maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardımcı olacak birçok delil ve verinin ortadan kaldırılmasına/kaybedilmesine rağmen sanıklar hakkında verilen beraat kararına karşı yapmış olduğumuz istinaf başvurusunun da reddedilmesi toplumun hukukun üstünlüğüne olan inancında ciddi tahribatlar ve yaralanmalara yol açacaktır.
 
Yukarıda açıklananlar çerçevesinde yargılanmakta olan üç polis memurunun isimleri ilk müzekkereye istinaden bildirilmiş olduğundan, seri numarası olmayan bir numaradan üç polis isminin bildirilmesi emniyetin hakikati bilerek hareket etmesinden başka şekilde açıklanamaz. Faili belli olan bir dosyanın faili meçhul dosyaya dönüşmesi adalet duygusunu zedelemektedir. Yargılanmakta olan sanıklar Enes Ata’nın faili olup ilk andan itibaren emniyetçe bilinerek isimleri bildirildiğinden haklarında beraat kararı verilmesi haksız ve hukuka aykırı olup kararın bozulması gerektiği kanaatindeyiz.”