
'Özgürlüğümüzü önceleyen bir paradigmamız var'
- 09:04 8 Mart 2025
- Güncel
Rozerin Gültekin
İSTANBUL - Çocuk yaşta evlendirilen Ayşe Çiftçi, kadın mücadelesiyle tanışarak özgürleşme yolunda büyük adımlar attı. 18 yıldır kadın hakları için mücadele eden Ayşe Çiftçi, tüm kadınları 8 Mart’ta meydanlara çağırıyor: “Çaresizliğe mahkûm değiliz, kadın özgürlüğünü önceleyen bir paradigmamız var.”
Kadınlar, yaşamın her alanında direnişlerini büyütüyor. Yüzyıllardır süregelen erkek egemen sisteme karşı mücadele eden kadınlar, sadece bireysel özgürlükleri için değil, toplumun tamamının dönüşümü için de önemli bir rol oynuyor. Ev içine hapsedilmeye, toplumsal normlarla sınırlandırılmaya çalışılan kadınlar, örgütlü mücadeleyle seslerini yükseltiyor. Sessizliğin, itaatin ve baskının dayatıldığı bir ortamda, kadın dayanışması ve kolektif mücadele en güçlü direnç noktası hâline geliyor.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların haklarını, mücadelelerini ve kazanımlarını bir kez daha hatırlatıyor. Bu özel gün, sadece kutlama değil, aynı zamanda kadınların eşit ve özgür bir yaşam için verdikleri mücadelenin simgesi olmaya devam ediyor.
Bu bağlamda, çocuk yaşta evlendirilen, ancak kendisine dayatılan hayatı reddederek özgürlük mücadelesini büyüten Ayşe Çiftçi’nin hikâyesine bakıyoruz. Onun direnişi, yalnızca kendi hayatını değiştirmekle kalmadı; aynı zamanda etrafındaki birçok kadına da ilham verdi.
Çocuk yaşta evlilik ve mücadele
Wan’ın Erdîş (Erciş) ilçesinde 1984 yılında doğan Ayşe Çiftçi, ilkokulu bitirdikten sonra okula gönderilmedi. Sonrasında ise çocuk yaşta evlendirildi. Ayşe Çiftçi, “Okula gitmek için mücadele yürüttüm ama gönderilmedim. 14 yaşında nişanlandım, 15 yaşında da düğünüm oldu ve İstanbul'a yerleştim. Hayatı bilmeden, hiçbir şey öğrenmeden, hiç bilmediğim bir yere gönderildim ve burada yaşamam gerektiği dayatıldı” dedi.
Ayşe Çiftçi, çocuk yaşta evliliklerin kadınların hayatını nasıl etkilediğine dair ise şu sözleri kullandı: “12-13 yıl evli kaldım ve bu süreçte 3 çocuğum oldu. Evliliğimde kabul edemeyeceğim bazı sorunlar yaşadım ve bu sorunlara karşı mücadele ettim. Neredeyse 10 yıl boyunca bu zor şartlarla mücadele etmek durumunda kaldım. Bu sorunlara karşı devlete de başvurdum ama bana hiçbir şekilde çözüm olabilecek bir yöntem sunulmadı. Çocuklarımı benden alıp çocuk esirgeme kurumuna göndermeyi teklif ettiler. Tabii ki bu benim için bir çözüm değildi. Beni güvence altına alacak bir çözüm sunmadılar. Bana dayatılan şey, kölelik, erkek tahakkümü ve feodal yapıydı. Kadın arkadaşlarımın mücadelesi her zaman bana öncülük etti. Eğer mücadele ile tanışmasaydım, bana dayatılanı kabullenebilirdim. Ama ben bu mücadeleyi tanıdığım ve kadın arkadaşların mücadelesini öğrendiğim için bunu kendimde bir hak görmedim. Mücadele bana güçlü ve onurlu bir kadın olmayı gösteriyordu, ben de onurum için bu mücadeleyi sürdürdüm. Mücadeleden güç alarak bu sorunları aşmayı hedefledim.”
'Jineoloji biliminden çok etkilendim’
Kadın özgürlük mücadelesiyle evli olduğu erkekle boşanmadan önce tanıştığını ve bunun kendisinde yarattığı etkiye dikkat çeken Ayşe Çiftçi, devamında ise yaşamını sorgulamaya başladığını söyledi. Ayşe Çiftçi, sözlerine şöyle sürdürdü: “Ev içerisinde sürekli Roj TV ve Medya TV izlerdik. Kadın arkadaşlarımızın mücadelesine şahit oldum. Sonra televizyonda canlı yayında ‘Kadın özgürleşmezse toplum özgürleşemez’ cümlesine denk geldim. Bu beni etkilemişti. Bir dönüm noktası oldu ve o cümleyi beynime kazıdım. Kadın bilincini ortaya çıkarmak için Jineoloji biliminden de çok etkilendim. Jineoloji ile tanışmak benim için dönüm noktalarından biridir. Kadın arkadaşlarımın mücadelesi her zaman bana öncülük etti, onların yanında olmayı bir görev bildim. Kadın arkadaşlarımızın bizim için yürüttükleri mücadeleyi görünce ‘Ben de kendim için bir şeyler yapmalıyım’ dedim. Evde oturarak değil, pratikte kadın mücadelesi ve özgürlük mücadelesi adına bir şeyler yapmak için karar verdim. Televizyonda Newroz görüntülerini gördükten sonra ben de kendimi o alanda hissettim ve ilk defa çocuklarımla birlikte Newroz'a katıldım. Tabii ki bu, ilk etapta ailemin ve toplumun ‘Kadının ne işi var orada?’ gibi yaklaşımlarına neden oldu. Ancak bu sözler beni etkilemiyordu, çünkü mücadele etme noktasında kararımı zaten vermiştim.”
'Bu mücadeleyle kendimi buldum’
“Özgürlüğüm için yapamayacağım hiçbir şey yoktu ve ben bunu kadın mücadelesinden öğrenmiştim” diyen Ayşe Çiftçi, şöyle devam etti: “Ben zaten kadın mücadelesinden çok etkilendiğim bir noktadaydım. Bu anlamda sadece kendim için değil, benim gibi yaşayan bütün kadınlar için de bu mücadeleyi vermekti amacım. Kürdistan'da yaşayan kadınlara dayatılan kölelik ve erkek tahakküm zihniyetine karşı bir çıkış yapmam gerekiyordu ve ben bu çıkışı da bu mücadeleyle yakaladım. Bu mücadeleyle kendimi buldum, kendimi özgürleştirmek istedim, sonra da bütün kadınlar için bu mücadeleyi büyüterek yürütmek istedim. Bazı zorlukların üstesinden gelmiş olabilirim ama şu anda toplumsal bir özgürlük mücadelesi veriyorum. Kendi adıma bir şeyler yapmış olabilirim ama istediğim o özgürlüğü ancak bütün kadınlar özgür olursa hissedebilirim.”
'Mitingler vazgeçilmezim olmuştu’
Siyasal alanda çalışmaya başladığı süreci anlatan Ayşe Çiftçi, ailesi içinde mücadele eden tek kadın olduğunu belirterek diğer kadınlar için ilham kaynağı olduğunu ifade etti. Ayşe Çiftçi, şunları dile getirdi: “2002 yılında İstanbul'da yaşıyordum ve oy kullanmak için ikametim yoktu. O zaman muhtarlığa gidip ikamet aldırmak kadınlar için kolay bir şey değildi. O süreçte memleketten ikamet kâğıdımı babamdan istemiştim ve ilk oyumu DTP için o şekilde kullanmıştım. Demokratik Toplum Partisi'nden sonra, Barış ve Demokrasi Partisi sürecinde zaman zaman bildiri dağıttım, sandıklarda görev aldım. Zaten mitingler vazgeçilmezim olmuştu.
HDP süreciyle birlikte mahallede aktif komisyonlar kurarak mahalle çalışmaları, kadın kahvaltıları ve kadın toplantıları düzenledim. Şimdi ise DEM Parti Sancaktepe ilçe eş başkanlığını yürütüyorum. Eş başkanlık sürecinde ilçemizde ilk etapta bir kadın meclisi oluşturduk. Kadına yönelik çalışmalar yürütüyor, kadın görünürlüğünü artırmayı ve kadın emeğinin görünür olmasını sağlamayı amaçlıyoruz.
25 yaşındayken çalışmalara başladım, şimdi 43 yaşındayım; yani 18 yıldır mücadele yürütüyorum ve kadınlarla birlikte mücadele etmekten mutluyum. Ailem içinde mücadele eden ilk ve tek kadınım. Mücadele etmeye başladıktan sonra dik duruşumla, feodal yapıyı reddedişimle çevremdeki kadınlara ilham oldum. Bunu hem duydum hem de hissettim.”
'Kadın özgürlüğünü önceleyen paradigmamız var’
Ayşe Çiftçi, son olarak şu çağrıda bulundu: “8 Mart’ı, kadınların erkek egemen sisteme ve erkek zihniyetine karşı mücadele etmesi gereken bir alan olarak görüyorum. Alanlara çıktığım zaman kendimi özgür ve başarmış hissediyorum. Bütün kadınların meydanları doldurması ve 8 Mart’ı sahiplenmesi gerekiyor. Kadınlar, yaşadığı zorlukları ancak birlikte mücadele ederek aşabilir. Çaresizliğe mahkûm değiliz; bizim bir çaremiz, kadın özgürlüğünü önceleyen bir paradigmamız var.”