Hergün en az iki kadın katlediliyor: Çözüm toplumsal özgürlük

  • 09:03 8 Mart 2025
  • Güncel
İZMİR - Türkiye’de her gün en az iki kadın, erkekler tarafından katlediliyor. Kadınlar, bu durumun devlet politikalarının bir sonucu olduğunu belirterek, toplumun her kesimini kapsayacak adımlar atılması gerektiğini vurguluyor.
 
Kadın cinayetleri artık bireysel vakalar olmaktan çıkıp, sistematik bir "kırım" hâline gelmiş durumda. Ajansımızın Şubat ayı şiddet çetelesine göre, 15 kadın ve 2 çocuk katledildi; 18 kadın ve 1 çocuk ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Şiddet devam ederken devletin 2025 yılını "Aile Yılı" ilan etmesi ise kadınlar tarafından anlamsız bulunuyor. Kadınların özgürleşmesi için eğitim, eşitlik, istihdam ve caydırıcı cezaların uygulanması gerektiği vurgulanıyor.
 
‘Kadınlar güvende değilken aile yılı ilan edilebilir mi?’
 
Günde en az iki kadının öldürüldüğünü ve kadınların her an tehlike altında olduğunu söyleyen üniversite öğrencisi Balım Arıkan, şu sözlerle tepkisini dile getirdi: “Sokağa çıkarken hayatımızdan endişe ediyoruz. Ama birileri gelip ‘Tanış, evlen, üç çocuk yap’ diyor. ‘Aile Yılı’ ilan ediyorsunuz ama bu kadar kadının ölmesi, güvenlik ve sağlık tehditleri, ekonomik kriz içinde aile kurmak nasıl mümkün olacak? Yalnızca ekonomik sorunlarla değil, toplumsal baskılar ve ataerkil düzenle de mücadele ediyoruz. Kadın dediğiniz, evde kalır diyorlar ama nasıl kalacak? Ekonomik durumu olmayan bir kadının evde kalabilmesi mümkün mü? Kadınlar çalışmak zorunda. Hem de birçok zorlukla. Ekonomik, toplumsal her türlü baskıya rağmen ‘üç çocuk yap’ deniyor. Kim yapacak üç çocuk? Her şeyin çözülmesi gereken bir zamanda, sorun üç çocuğa indirgeniyor.”
 
‘Geleneksel roller çözülüyor’
 
Toplumun ataerkil yapısının kadın cinayetlerini artırdığına dikkat çeken Balım Arıkan, kadınların özgürlük taleplerinin erkek egemen sistem tarafından bir tehdit olarak algılandığını belirterek şöyle devam etti:“Geleneksel bakış açısına göre baba evin ‘reisidir’, ‘eve ekmek getiren’ odur. Ama işte şimdi, devletin ekonomiyi mahvetmesiyle artık kadın da çalışmak zorunda. Annenin de ‘ekmek’ getirebilmesi gerekiyor. Ekonominin düzelmesi için atılacak adımlar sadece kadınları değil, tüm toplumu etkiliyor.”
 
‘Kadının özgürlüğü, toplumu özgürleştirir’
 
Kadınların ekonomik özgürlüklerini kazandıklarında eşitsizliğin bir nebze olsun azalacağını belirten Balım Arıkan, şu ifadeleri kullandı: “Kadınların özgürlük ve eşitlik talebi yalnızca kendi yaşamları için değil, toplumsal değişim için de büyük bir umut taşıyor. Devletin, toplumun her kesimini kapsayacak adımlar atması gerekiyor. Gerçek anlamda kadınları desteklemek, şiddetle mücadele etmek ve ekonomik bağımsızlıklarını sağlamak demektir. Şu an kadınlar sadece hayatta kalmak için mücadele ediyor. Ama bir gün gerçekten özgür ve eşit bir yaşam talep etme hakkına sahip olmalıyız. Kadın hakları adına büyük bir değişim gerekiyor. Kadınların özgürlüğünü savunmanın aslında tüm toplumun özgürlüğünü savunmak anlamına geldiğini vurgulamamız gerekiyor.”
 
‘Eğitim ve istihdam şart’
 
Kadınların güçlenmesi ve bağımsızlaşmasının ekonomik özgürlükle doğrudan ilişkili olduğunu belirten Venüs Çam, şu sözlerle eğitimin önemine dikkat çekti: “Kadınlar bilinçli olduklarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı daha güçlü bir duruş sergileyebilirler. Bu bilincin yayılması gerekiyor. Kadınların eğitim alarak bağımsız bir yaşam sürmeleri şart. Kadına yönelik teşvikler ve istihdam fırsatları artırılmalı. Kadınlar haklarını almak için mücadele etmeli. Toplumda erkek, her şeyin merkezine yerleştirilmiş durumda. Bunun nedenini sorgulamalıyız. Kadınlar olarak güç birliği yapmalı, birbirimize destek olmalıyız. Kadınların özgürlük mücadelesinin her alanda sürdürülebilmesi için toplumsal yapının değişmesi gerektiğine inanıyorum. Kadınların eğitimi ve istihdamı sadece devletin değil, hepimizin sorumluluğunda. Kadın özgürlüğü ancak kadınların kendi bilinçlerini artırarak ve birbirlerine destek olarak kazanılabilir” ifadelerini kullandı.  
 
‘Caydırıcı cezalar için etkili bir sistem kurulmalı’
 
Kadın cinayetlerinin sadece politikalarla çözülemeyeceğini, değişimin evlerden başlaması gerektiğini ifade eden turizmci Şebnem Aydın, çocukların eşitlik bilinciyle yetiştirilmesi gerektiğini kaydetti. Şebnem Aydın, “Çocuklara, kadınlara nasıl saygı göstermeleri gerektiği öğretilmeli. Ancak kadın cinayetlerinde cezaların caydırıcı olmaması, suç oranlarını artırıyor. Suçlular vurdumduymazlık içinde hareket edebiliyor. Caydırıcılık olmadan, bu sorun çözülemez. Caydırıcı cezaların uygulanması için köklü bir sistem kurulmalı. Sosyal medyada ‘Hayatım tehlikede, korkuyorum’ diyen kadınlar var. Sonrasında üzücü olaylarla karşılaşıyoruz. Kadınlar sadece fiziksel değil, psikolojik olarak da katlediliyor. Ama yalnız değiller, korkmasınlar. Bir komşuya vereceğiniz küçük bir bilgi bile, bir kadının hayatını değiştirebilir” sözlerini kullandı. 
 
‘İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması büyük bir hata’
 
Kadın katliamları ve cezasızlık politikalarını eleştiren ev işçisi Leyla Gür, İstanbul Sözleşmesi'nin kaldırılmasının büyük bir hata olduğunu belirterek, “Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde caydırıcı cezaların olması gerekiyor. Kadın cinayetleri önlenebilir, ancak cezalar yetersiz ve erken müdahaleler eksik. Kadınlar şikâyette bulunduğunda zamanında müdahale edilmiyor. Bu yüzden şiddet daha da artıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması büyük bir hata. Kadınların hakları daha fazla korunmalı” şeklinde konuştu.  
 
‘Suçlar caydırıcı olmalı’
 
Kadın katliamlarının önlenmesi için caydırıcı cezaların uygulanması gerektiğini belirten Leyla Gür, şu sözlerle konuşmasını tamamladı: “Kadının boşanma talebi, katledilmesi için bir gerekçe olamaz. Sevgi, birine eziyet etmeyi gerektirmez. Eğitimli bireylerin bile şiddet uygulayabilmesi düşündürücü. Hırsızlık yapan insanlar bile yakalanıp tutuklanıyor, sonra serbest bırakılıyor. Kadın cinayetleri gibi suçlarda ise cezalar caydırıcı olmalı. Şiddet ve cinayetlerin sona ermesi için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. Kadınlar yalnız değildir, korkmamalıdır.”