Duvara karşı eyleme ceza! 2020-12-22 09:08:29       Safiye Alağaş   DİYARBAKIR - Nusaybin Qamislo sınırında 2013 tarihinde örülmek istenen duvara karşı açlık grevine giren Ayşe Gökkan'a 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Ayşe bir Kürt kadını olarak toplumları, inançları, kültürleri, halkları ve aileleri bölen bir duvarı asla kabul etmediğini ifade ederek duruma tepki gösterdi.   Tevgera Jinên Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan 30 Ekim 2013 yılında Nusaybin Belediye Başkanlığı yaptığı sırada, Türkiye tarafından Nusaybin Qamişlo sınırında örülmek istenen duvara karşı başlattığı açlık grevi eylemi 9’uncu gününde sonlandırmıştı.   Eylemin ardından Nusaybin Cumhuriyet Başsavcılığı Ayşe hakkında soruşturma başlattı. Ayşe'nin eylem yaptığı alan 2013 tarihinde piknik alanı olmasına rağmen, 2015 tarihinde tamamlanan iddianamede "Askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgelerini ihlal" ve "Kamu malına zarar vermek" suçundan dava açıldı. Nusaybin 1'inci Asliye Ceza Mahkemesi'nde kabul edilen iddianame kapsamında Ayşe yargılanmaya başlandı.   15 Aralık tarihinde görülen 20'nci duruşmada Ayşe'nin Avukatı Osman Zuhat Bilen mütalaaya karşı yaptığı savunmada aleyhe olan hususları kabul etmediklerini belirterek, "Müvekkilim askeriyeye ait yasaklı bölgenin dış kısmında ve Türkiye sınırında olan tarafta duvarın yapılmasına yönelik yasal bir hakkını kullanarak eylem gerçekleştirmiştir. Dosyada müvekkilin cezalandırılmasına yönelik somut, her türlü şüpheden uzak delil bulunmaması ve müvekkilin üzerine atılı eyleme yönelik herhangi bir suç işleme kastının bulunmaması da nazara alınarak beraat kararı verilmesini talep ederiz" diye belirtti.   ‘Kamu malına zarar’dan beraat etti   İddia makamı ise Ayşe hakkında, "Askeri yasaklı alanı ihlal" suçundan cezalandırılmasını talep etti. Mahkeme, eylemin Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu kapsamında özel kamu malına zarar verme suçunu oluşturduğu, zarar verme şartının suçun maddi unsuru olduğu, ayrıca yeni bir suç oluşturmadığı anlaşıldığından "Kamu malına zarar verme" suçundan beraat kararı verdi.   'Suça meyilli'   Yine mahkeme, “Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri İhlal" suçundan ise 2 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme takdiri indirime giderek cezayı 1 yıl 8 aya indirdi. Mahkeme heyeti Ayşe hakkında çok sayıda verilmiş kovuşturmanın ertelenmesi ve mahkumiyet kararı ve devam eden çok sayıda güncel soruşturma ve davalar bulunduğunu belirterek, "Anlaşılan suça meyilli kişiliği dikkate alınarak yeniden suç işleyeceğine dair kanaat gelindiğinden cezasının ertelenmesine yer olmadığına" karar verdi.   Mahkeme giderleri Ayşe’den alınacak    Mahkeme ayrıca yargılama boyunca gönderilen keşif heyeti, harita mühendisi bilirkişi heyeti, posta gideri, davetiye gideri ve Kürtçe tercüman giderlerinin Ayşe’den alınması yönünde karar verdi.   'Kültürleri inançları bölen bir duvar asla kabul edilemez'   Verilen cezayı değerlendiren Ayşe, 1989 yılında Doğu-Batı Berlin duvarının halk tarafından yıkılmasıyla birlikte sınırlara örülen duvarların kamuoyunda utanç olarak kabul edildiğini hatırlattı. Kürt kadını olarak toplumları, inançları, kültürleri, halkları ve aileleri bölen bir duvarı asla kabul etmediğini ifade eden Ayşe, "Kaldı ki Türkiye yerel yönetim özerklik şartını, Ottowa, Kyoto gibi uluslararası protokolleri çiğneyerek suç işlemiştir. Nusaybin'in yarısı sınırın öbür tarafında yaşıyor. Sadece Kürtler değil Süryani ve Arap halkları yaşıyor. Halklar arasında inançlar dostluklar aileler parçalanıyor. En çokta kadınlar mağdur oluyor" diye konuştu.   'Sınırlar kadın ticaretine teşvik eden bir uygulama'   Eylemi gerçekleştirdiği dönemde Nusaybin Belediye Başkanı olduğunu hatırlatan Ayşe konuşmasına şöyle devam etti: "Mahallelere sıfır noktada inşa edilen utanç duvarına karşı çıkmam bir yerel yönetici olarak belediyenin su ve kanalizasyon şebekelerini duvar inşasıyla patlatıldığı için kentin salgın hastalıklara ve mahallenin susuz kalmasına neden olduğu için karşı çıktım. Yine bir Kürt kadın aktivist olarak Sınır Tanımayan Kadınlar Aktivistiyim. Sınırlar kadın ticaretine teşvik eden bir uygulamadır. BM raporlarına göre dünyada yılda iki milyon kadın sınırların ötesine getirilerek cinsel köle olarak pazarlanmaktadır. Kadınlar başka bir devletin sınırlarından getirilir. Pasaportu elinden alınır hiçbir yasal hakkı olmadığı için cinsel köle olarak pazarlanır. Daha dün Van geri gönderilme merkezinde Z.N adındaki İranlı kadın birçok kez tecavüze uğradı. Geri gönderilme merkezinin tercümanı aracılığıyla suç duyurusunda bulundu. Şimdi ise kayıp. Bir TJA aktivisti olarak sınırların kadına yönelik şiddeti devletlerarası bir uygulama olduğuna inanıyorum. Türkiye'nin de imzacısı olduğu Ottowa sözleşmesine göre Kara mayınların temizlenmiş olması gerekirken bana askeri alana girmekten ceza verilmesini asla kabul etmiyorum. Devlet işlediği suçu hasıraltı etmek için bana ceza vermiştir."   'Tercüman parası anadilimde konuşmanın cezasıdır'   Tercüman parasının kendisinden tahsis edilmesinin ise ana dilde konuşmanın cezası olduğunun altını çizen Ayşe, "Tercüman parası değildir. Ben 2002 yılında ana dilimde seçim çalışması yapmaktan ceza aldım. Bana 450 TL para cezası verdiler. Ben itiraz ettim AHİM de Türkiye'yi mahkum ettim. Bugün mahkemede ana dilimde konuştuğum için tercüman ücreti alınıyor. Tıpkı daha önce ceza olarak verdikleri parayla neredeyse eş değerde. Benim ya anadilim yok sayılıyor ya da para cezası olarak tercüman parası kesiliyor. Dört ay önce Antep'te bana açılan davada duruşmaya SEGBİS ile katıldım. Tercüman aracılığı ile Kürtçe konuştum. Antep Savcısı tutanaklara sanki Kürtçe konuşmamışım gibi Kürtçe konuşmamı yok saymış. Kayıtlara Türkçe geçirmiştir. Bu Türkiye'de savcılık ve yargının avukatların tanıklığında benim Kürtçe konuşmamı inkar ederse davalarda hangi delilleri tutanaklara geçirip hangilerini geçirmeyeceğinin bir göstergesidir. Ben tercüman aracılığı ile konuştum ve kayıtlarda yok" şeklinde belirtti.