‘Adil yargılama başlamadıkça şüphelerimiz yok olmayacak’ 2020-12-17 09:04:18   ANKARA - Kürt illerinde kadınlara ve çocuklara yönelik taciz ve tecavüz faillerinin polis, asker, korucu ve uzman çavuş olmasının dosyaların ‘gizlilik kararı’ ile sonuçlanmasına neden olduğunu vurgulayan avukat Günçe Çetin, “Kürt coğrafyasında gerçekleşen her olayda politik bir bağ arıyoruz. Özellikle devletin o coğrafyalarda uygulamak istediği söz konusu olduğunda  ‘kesin bir şey olmuştur’ şüphesi adil yargılamaları başlamadıkça yok olmayacak” dedi.    Son zamanlarda Kürt illerinde kadınlara ve çocuklara yönelik taciz ve tecavüz faillerinin polis, asker ve korucu olması, bunun bir politika olarak sürdürüldüğü tartışmalarını gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Bu tartışmalardan biri Batman’da tecavüz ettiği 18 yaşındaki İpek Er’in yaşamını yitirmesine neden olan fail Uzman Çavuş Musa Orhan, bir diğeri de Gercüş’te bir çocuğa yönelik  27 kişi tarafından istismar edilmesiyle ilgili olay oldu. Fail Musa Orhan, kadınların tepkisi üzerine tutuklandı, ancak bir hafta sonra serbest bırakılırken, Gercüş’teki istismar dosyasına ise “gizlilik” kararı getirildi.    Gercüş’teki istismarın detaylarını ortaya çıkaran ajansımızın Gercüş haberine ve haberle ilgili yapılan paylaşımlar erişime engellendi.  Söz konusu istismara ilişkin ve yapılan basın açıklamalarına da polis saldırdı. Öte yandan sosyal medyada haberleri paylaştığı gerekçesiyle 27 kişiye soruşturma açıldığı duyuruldu.    Ankara Barosu Gelincik Merkezi üyesi ve Kadın Dayanışma Vakfı gönüllü avukatı Günçe Çetin, Batman’da yaşananlarla ilgili ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.    'Failler bir gün arayla tutuklanıyor'   Dosyaya gizlilik kararı getirilmesine tepki gösteren Günçe, tecavüze maruz kalan çocuğun 12 Kasım’da  Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na tecavüz edildiğine dair başvuruda bulunduğunu aktardı.  Bir gün sonra failin tutuklandığını ancak bir diğer tecavüz faili M.A’nın sonraki gün tutuklandığını aktaran Günçe, “Bu dosya 17 Kasım 2020 tarihinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan Gercüş Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderiliyor. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yetkisizlikle ilgili karar veriliyor. Bir sonraki gün Gercüş Savcılığı, Suç Ceza Hakimliği’nce dosya hakkında ve dosya hakkında yapılan haberlere gizlilik kararı veriliyor. Dosyaya Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı müdahil oluyor. Mardin, Batman ve Diyarbakır baroları da bu dosyayı aktif olarak takip edeceklerini belirtiyorlar. O coğrafyada bulunan kadın örgütlerince bu dosyanın aktif takipçileri olacaklarına ilişkin açıklamalar yaptı” dedi.   ‘Gizlilik kalkmadıkça şüphelerimiz devam edecek   Dosyaya getirilen gizlilik ve yayın yasağı nedeniyle bilgi sahibi olamadıklarını vurgulayan Günçe, “Kamuoyu olarak maalesef sağlıklı, doğru bir bilgiye erişemiyoruz. Ancak hem olayın gerçekleştiği coğrafya bakımından hem de bu tarz kadına ve çocuğa yönelik şiddet dosyalarında,  dosya kamuoyuna açılmadıkça dosyayla ilgili olarak yöre insanlarının da bizlerin de bu şüphelerinin hasıraltı edilip edilmediğini, gerçekten etkin bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğiyle ilgili şüphelerimiz devam edecek” diye ifade etti.   ‘Dosyaya gizlilik kararının gerekçelerini anlamakta zorlanıyoruz’   “Batman Barosu tarafından, savcılık tarafından, emniyet tarafından, mağdurun avukatı tarafından paralel açıklamalar varsa ve bir kız çocuğuna iki kişinin gerçekleştirdiği bir cinsel saldırı şikayetiyle başlayan bir durum varsa neden bu dosyada birden bire bir gizlilik ve yayın yasağı kararını getiriliyor?” diye soran Günçe, bu durumun kafalarda soru işareti yaratığına dikkat çekti. Günçe, sözlerini şöyle sürdürdü: “Buradaki kamu düzeni nedir? Çocuğun üstün yararıyla da ilgili olsa, her cinsel istismar dosyası ile ilgili olarak böyle bir gizlilik kararı verilmiyor. Yani bu yeknesak bir uygulama da değil. Neden sadece iki kişinin dosyada şüpheli olarak görüldüğü bir cinsel istismar davasında birden bire gizlilik kararı ve yayın yasağı konuluyor? ‘Bakın arkadaşlar gerçekten basından gördüğünüz gibi değil, olayın gerçeği bu! Dosyayı da inceleyin! ‘ denmez mi? Aslında insanların doğru bilgiye, dosya bilgilerine ulaşma konusunda daha kolaylık sağlanması gerekmez mi ki bence gerekir.”   ‘Faillerin faillik duygusu daha güçlenecek’   Eril yargı sistemi içinde suç işleyen erkeklerin, erkekliklerini var etmek adına işlediği suçlardan ötürü, ceza almadan hayatlarına devam edebilmelerinin önünün açıldığını söyleyen Günçe, “Musa Orhan bu örneklerinden bir tanesi. Yani cezasızlık, erkeklerin erkekliğini pohpohlayan, çok daha pekiştiren ve çok daha güçlendiren bir şey.  Yaşanan her olayda etkin bir soruşturma yürütülmediği,  devletin bu dosyaları gizlenmeye, karartmaya, susturmaya yönelik her çabasıyla beraber faillerin, faillik duyguları daha güçlenecek. Her zaman böyle bir sebep ve sonuç ilişkisi vardır” ifadelerine yer verdi.   ‘Siteye erişim engeli getirilmesi basın özgürlüğüne aykırı’   Gercüş’teki istismarın detaylarını ortaya çıkaran ajansımızın yayınladığı haberin erişime engellenmesine tepki gösteren Günçe, “Siteye erişim engeli getirilmesi basın özgürlüğüne aykırı bir durum. Basın özgürlüğünün olduğunu iddia ediyorlar. Gerçekleşmiş bir suçla ilgili olarak haber yapmak isteyen, bir coğrafyadaki insanlarla ilgili olarak bir duyarlılığı, bir politik gerçeği ifade etmek isteyen insanlara tıpkı dosya da gösterdikleri tutumu sergiliyorlar” ifadelerini kullandı. Günçe, öte yandan İçişleri Bakanı’nın bu tür olaylar üzerinden HDP’yi ve kadınları hedef almasının toplumsal hassaslığı durdurmak, önünü kesmek ve toplumu yatıştırabilmek amacı taşıdığını sözlerine ekledi.    ‘Bu tutum devletin görüşünü ifade ediyor’   Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun şiddet faillerine ‘ayıptır’ diye telkinde bulunmasına tepki gösteren Günçe, şöyle konuştu: “Bir kere ‘ayıptır’ kelimesi çok göreceli bir kavramdır. Kime göre ve neye göre ayıp? Bizi ilgilendiren kısmı nesnelleştirmeye çok ihtiyacımız var ki tüm feminist hareket de bunu söylüyor. Failin kişiliği, mesleği, cinsiyeti, etnik kimliği, etnik kökenin yani bunların hiçbirinin bir önemi yok. Burada kadına yönelik şiddetin tek bir sebebi var: Ulusal cinsiyet eşitsizliği. Şimdi nesnel bir sebep var edilmişken, bu sebeple ilgili mücadele edilmesi gerekirken, bu nesnel sebep üstünde açıklamalar yapılması gerekirken ülkenin İçişleri Bakanı’nın ‘yahu ayıp ediyorsunuz’ demesinin ne bilimsel ne eğitici ne öğretici ne de geliştirici bir yeri var. Bu tutum aslında devletin görüşünü de bize ifade ediyor. Bizde her zaman kullanılan bir söz var: ’Ayıp gizlidir’ yani ‘yaptığınız ayıp, yapacaksanız gizleyin, yapacaklarınızı afişe etmeyiniz’ diye kullanılıyor. İçişleri Bakanı’nca ‘ayıptır’ demesi kadına yönelik şiddetle artık dünyaca kabul edilmiş, ortak bir problemin çözümüne dair açıklama olarak yapması bir felaket, büyük bir hayal kırıklığı.”   ‘Kürt illerinde uygulanan politikalar hala devam ediyor’   Devletin Kürt illerinde uyguladığı politikalara dikkat çeken Günçe, özellikle 15 Temmuz’dan itibaren kadın hareketine yönelik çok büyük müdahalelerin olduğunu belirtti. Günçe, “Belediyelerinin başkanlıklarına yapılan müdahaleler, bu dosyadaki bu gizlilik kararları yani, bunların hepsinde ortak bir bağ var. Bu bağın kurulmasına devam eden de bağı kopartmayan da devlettir.  Bu tarz uygulamaların Kürt coğrafyasında daha fazla olması, daha sert olması, daha müdahaleci olması ve daha nefes alınamaz olmasının sorumlusuyla devletinin Kürt coğrafyası olan tavrıdır. Yani mahkemenin bir dosyaya verdiği gizlilik kararını İstanbul’da verilmesiyle Batman’da verilmesi halinde biz bak yine Kürt coğrafyasındaki Kürt kadınlara ve çocuklara uygulanan bir şiddetin devlet eliyle örtbas ediliyor olmasına dair,  şüphe İstanbul’daki bir dosyada yoksa bunun da tek sorumlusu yine devlettir” sözlerini kullandı.   ‘Şüphemiz daha da derinleşecek’   “Kürt coğrafyalarında gerçekleşen her olayda politik bir bağ arıyoruz” diyen Günçe, son olarak şunları dile getirdi: “ Özellikle devletin o coğrafyalarda uygulamak istediği söz konusu olduğunda  ‘kesin bir şey olmuştur’ demektir. Bizlerin bu içimizdeki derin şüphe devletin adil yargılamaları başlamadıkça yok olmayacak. Bu şüphenin varlığı bir bütün hepimizi de huzursuz edecek. Bu huzursuzluk bu dosyalarla daha fazla ilgilenmemize ve daha çok üstüne düşmemize ve daha çok örgütlenmemize sebep olacak. Bir taraftan böyle bir etki böyle bir tepkiyi de doğuracak.”