Avukat Semra Balyan: Sur’dan çıkan herkes yargılanıyor 2020-12-05 09:02:19   DİYARBAKIR - Sur davası avukatlarından Semra Balyan, “Sur’dan çıkan herkesin yargılandığını ve bu durumda hürriyetlerinin kısıtlandığını” söyledi.   Diyarbakır'ın Sur ilçesinde 2016 yılında ilan edilen sokağa çıkma yasakları döneminde, ilçede mahsur kalan 26'sı tutuklu 47 kişi hakkında, "devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak" ve "örgüt üyesi olmak" iddiasıyla Diyarbakır 5'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan ve daha sonra ayrılan dosyalar şeklinde yargılamalar sürüyor. Görülen duruşmalarda mahkeme heyeti birçok kişiye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verirken, birçoğunun yargılanması da devam ediyor. Sur davasında iki müvekkili yargılanan avukat Semra Balyan, Sur yargılamalarını değerlendirdi.   ‘Savunma hakkı kısıtlanıp, darp ediliyorlardı’   Sur davası kapsamında 50’ye yakın kişinin “anayasal düzeni bozmak”, “devletin birlik ve bütünlüğünü yıkmak” (TCK’nın 302 maddesi) suçlamasıyla yargılandığını söyleyen Semra, “Diğer bir kısım sanık içinse ‘örgüt üyeliği’ suçundan dolayı kamu davası açıldı. Yargılananların bir kısmı tutuklu, bir kısmı da adli kontrol tedbirleri ile tutuksuzdu” dedi. Semra, toplu olarak görülmeye başlanan davaların her defasında ilk duruşmadan başlanarak yapıldığını ve bir mahkeme salonunda olmaması gereken olayların olduğunu kaydederken, “Mahkeme heyeti savunma yapanlara her defasında müdahale ediyordu. Yani söyledikleri şeylerin savunma ile ilgili olmadığını, örgüt propagandası yapıldığı gerekçesi ile savunma hakları kısıtlanıyordu. Ardından bir arbede yaşanıyordu. Jandarmanın müdahalesi ile birlikte özellikle ilk celsede hepimizin gözleri önünde bir darp olayı gerçekleşti. Ardından her seferinde bu gibi olaylar tekrarlandı. Başka cezaevlerinde tutuklu olan sanıklar vardı onların bağlantısı pek yapılamadı ve onlar dinlenmedi. Çoğu zaman Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu olanların bile savunma hakkı kısıtlanıyordu. Savunmalarına müdahale edildiği için salondan zorla çıkarılıyordu” şeklinde konuştu.   ‘Dosyalar tefrik edildi’   Buna benzer olayların Silvan, Silopi, Nusaybin, Yüksekova ve Cizre’de yaşandığını ve oradaki yargılama süreçlerinin daha önce tamamlandığını aktaran Semra, vahamet arz eden olaylara ilişkin araştırılması yönünden bir içtihat geliştirildiğini ifade etti. Bundan ötürü her iki gruba ek savunmalar verildiğine dikkat çeken Semra, “Örgüt üyeliğinden hakkında iddianame düzenleyenlere 302 maddesinden ek savunma hakkı verildi. En başından 302 maddesinden yargılananlara ise ‘örgüt üyeliği’ yönünden ek savunma hakkı verildi ve hepsinin durumu bir şekilde eşitlendi. Sonrasında 2019 yılının sonları gibi böyle devam edilemeyeceği anlaşılınca mahkeme heyeti tüm sanıklar yönünden dosyayı tefrik etti ve davalar daha hızlı bir şekilde ilerlemeye başladı” sözlerine yer verdi.   ‘İnandırıcı delillerden uzak bir noktada duruyoruz’   İki müvekkili yönünden dosyayı takip eden Semra, “Bir müvekkilim başka bir mahkemede aynı olaylardan dolayı yargılanıyordu. Ancak kanun yolunda aleyhe bozulup dosya geri geldi. Kendi mahkemesince ana dosyayla birleştirilmesine karar verildi. Aynı olaylar bu defa Yargıtay’ın içtihadı doğrultusunda değerlendirildi. Müvekkilime 302’nci maddeden düzenlenen suçu işlediği yönünden bir tespit yapılıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılıp ardından indirim yapılıp müebbet hapis cezası verildi. Tabi aleyhe bozma kararı söz konusu olduğu için daha önce alınan ceza miktarı üzerinden CMK’ya göre kazanılmış hak söz konusu oluyor. Kazanılmış hakkı saklanarak 7 buçuk yıl ceza aldı. Ancak şöyle bir sıkıntı var: Biz savunmalarımızı yaparken toplu bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. Ancak gerçek şu ki her sanığın deliller itibariyle durumlarının birbirinden farklı değerlendirilmesi gerekiliyor. Atılı suçların gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği noktasında inandırıcı delillerden uzak bir noktada duruyoruz” dedi.   ‘Verilen cezalar kesin bir delile dayanmıyor’   Semra, 302’nci maddeden cezalandırmanın yanı sıra “66 kamu görevlisinin öldürüldüğü ve 500 kamu görevlisinin yaralandığının belirtildiğini” söyleyerek, “Sanıkların vahamet arz eden olaylara katıldığını, herhangi bir kamu görevlisini öldürüp öldürmediği bu esnada bir silahlı çatışmaya girip girmediğine yönelik kesin bir tespit yok. ‘Mağduru belli olmayan kamu görevlisini öldürmeye teşebbüsten’ ceza verildiğini görüyoruz. Öldürme suçu gayet somut bir suç. Öldürülen kişinin belli olması gerekir. Bir varsayım üzerinden hareket etmesi konusunda mağdurun belli olmayan bir kamu görevlisinin öldürülmesi teşebbüsünden dolayı 10 veya 13 yıl arası cezalar veriliyor. Bu kesin bir delile dayanmıyor” ifadelerini kullandı.   ‘Sur’dan çıkan herkes yargılanıyor’   Semra, yargılamalara ilişkin şunları söyledi: “Peki diyelim ki yargılanan sanık silahlı çatışmaya girmemişse, herhangi bir öldürme ve yaralanma faaliyetine katılmamışsa bunu göz ardı edemeyiz. Delillerin bu şekilde takdir edilmesi nedeniyle cezalandırılanlar açısından adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini düşünüyoruz. Bunu mahkemede de dile getirdik. Ayrıca orada kalan sivil halkın hürriyetinin tahdit edildiği iddiası da var. Sur’dan çıkan bir kısım yine bundan dolayı cezalandırıldı. Yine benzer nedenlerle bu suçun işlenip işlenmediği belli değil. Orada yaşayan halkın çoğunluğu orayı terk ediyor ve oradan çıkan herkes yargılanıyor. Bu durumda kimin hürriyeti tahdit edildi. Bu durumda bir çelişki mevcuttur. En azından bu araç suçlardan adil yargılanmanın yapılmadığını düşünüyoruz.”